bws.JPG)
İlk dünyaya geldiğimde dünya bana geldiğim yerden çok farklı geldi. Benim geldiğim yerde bu kadar çok ışık yoktu. Karanlıkta, annemin kalp atışı sesleri, bağırsak gurultuları ve dışardan bir yerlerden gelen garip uğultuların içinde yaşıyordum. Hiç istemeden bütün dileklerimin gerçekleştiği bir yerdeydim. Karnım hep toktu, üstelik altıma yapmadığım için pişik gibi bir problemim de yoktu. Tek bir şikayetim vardı. Bulunduğum yer her geçen gün biraz daha daralıyordu. Başım hep aşağıda, ellerim kavuşmuş, bacaklarım ise bağdaş kurmuş bir şekilde uzun süre bekledim, neyi beklediğimi bile bilmeyerek..Sonra bir gün (aslında gün ne demek onu da sonra öğrendim), neyse bir an diyelim, baktım daha fazla bu şeyin içinde daha fazla bana yer yok, çıkmak istedim. Uzaklarda bir yerlerde gördüğüm ışığa doğru ilerlemek istedim uzun bir süre..Ama olmadı, neyin engel olduğunu hala bilmiyorum ama, o ışığa bir türlü yakınlaşamadım. Sonra, yine bir an, bir el beni tuttu çıkardı bacaklarımdan tutarak. Dedim ya, çok farklı geldi sizin dünyanız bana. Bir kere çok aydınlık bir yerde açtım gözlerimi ve de çok gürültülü. Meğer benim suyun içinde uğultu olarak duyduğum sesleri bu etrafımdaki adamlar ve kadınlar mı yapıyormuş dedim.
.JPG)
Bir süre bakındım etrafıma şaşırarak. Duyduğum o ritmik ses nereye gitmişti? Üstelik ne kadar da soğuktu. Ben yanlış yere gönderildim herhalde diye düşündüm. Bir süre öyle düşünceli baktım etrafıma. Sandım ki, beni geri koyacaklar, sonra da başka bir yere gönderecekler. O yüzden ses çıkarmadım bir süre..Baktım olmayacak, direniyorlar beni buraya alıştırmaya. Burnuma üfleyen bir şey dayadılar, küçük hortumlar soktular..Baktım vazgeçmiyorlar, ben de o zaman koyverdim yaygarayı.
bw.JPG)
.JPG)
bw.JPG)
Ağlamak diyorlar burda buna, çocuk doğunca ağlamazsa rahat etmiyor kimsenin içi. Ağladıkça keşfediyorum içimde genişleyen birşeyleri. Hep dışımla ilgilenmiştim bugüne kadar, özellikle de göbeğimden çıkan oyuncağımla oynamayı çok seviyordum. Meğer, bir de içim varmış, içimde de birşeyler varmış. Ağladıkça daha çok canlanıyorum ama bir yandan aklım hep o içinden çıktığım sıcaklıkta, duyduğum o güçlü, ritmik kalp atışında... Arıyorum, bağırıyorum, beni duysunlar diye. Sonunda yapıştırılıyor yüzüm o özlediğim sıcaklığa. Tutup sarılmak istiyorum, elimi çıkarıyor, dokunuyorum kısa bir süre, çok kısa bir süre..
bws.JPG)
bws.JPG)
Ama alıp yine başka sıcak bir kutunun içine koyup götürüyorlar beni. Etrafımda bir sürü göz, bir sürü ağız, bir sürü insan görüyorum. Bana çok benziyorlar sadece biraz büyükler..Tanıyorlar beni kesin, çünkü hepsi gülüyorlar. Sanki beni çoktan bekliyorlarmış gibi davranıyorlar. Kutumla bana eşlik ediyorlar, sanırım doğru yere geldim diye düşünmeye başlıyorum. Sonra, kafamı yıkıyorlar, altıma plastik birşey bağlıyorlar, bacağıma sivri birşey sokuyorlar (en çok da canımı bu yakıyor) ve giydiriyorlar.
bws.JPG)
bws.JPG)
Beni hazır ettiklerini düşünüyorlar belli ki, bu sefer de üstü açık, havalı bir kutuya koyuyorlar. Ne kadar çok yolculuk yapılıyor bu geldiğim yerde, yine nereye götürülüyorum diye düşünüyorum. Bu arada, içimde yeni birşeyler olmaya başladığını farkediyorum. Alt taraflarıma doğru bir doluluk, bir baskı hissediyorum, biraz daha yukarısı ise sanki kazınmaya başlamış gibi. Ne kadar rahatsızım, neden her şeyi istemem gerekiyor bu yerde, ne güzel herşeyim vardı benim, istediğim her şey ben sormadan oluyordu diye düşünüyorum ve o anda bu yerde istemenin tek dilini keşfediyorum. Doyasıya ağlıyorum, yine o sıcaklığa götürün beni diye..Ve sonunda yapıştırılıyorum çok ama çok sıcak, çok ama çok tanıdık bir yere. Çok ama çok ılık bir şey geçmeye başlıyor boğazımdan. Doğruca bana bakan o iki göze kilitleniyorum, hem öyle tanımıyormuş gibi, hem de öyle tanıyormuş gibi bakıyor ki bana..Yakınımdaki sesleri dinlemeye başlıyorum. Yavaş yavaş tanıdığımı farkediyorum özellikle kilitlendiğim gözlerin sahibinin sesini ve öte yanımdaki kalın sesin sahibini.. O zaman anlamaya başlıyorum doğru yere ve aslında hep olmak istediğim yere geldiğimi..Hissettiğim koku da doğruluyor, içinden çıktığım o kadının bu kadın olduğunu..Meğer, göbeğimden çıkan oyuncağıma her şeyi o yolluyormuş tam 39 haftadır. O zaman hissediyorum dünyadaki ilk duygumu yani GÜVEN DUYMAYI. Güveniyorum bu kadına, biliyorum ki beni ılık ılık besleyecek, alt tarafıma yapışan şeyleri bıkmadan temizleyecek, bana tatlı tatlı konuşacak, gözümün içine bakarak uyutacak ve en önemlisi beni karşılıksız sevecek. Güveniyorum sana güzel kokan, tatlı konuşan kadın. Ve sayende güvenmeye başlıyorum bu yeni geldiğim dünya denen yere de.